Mersin tatili ve tatil fotoğrafları

İki üç gün önce döndüm bir haftalık tatilimden.Tarsus üzerinden Susanoğlu’na geçtik arkadaşlarla orada bir hafta kaldım.Tatilde neler yaptığımı not düşmek istiyorum buraya

Dediğim gibi önce Tarsus’a gittik.Arkadaşım evine birkaç eşya bırakacaktı ama biraz Tarsus’u gezdireyim size dedi bizde gezdik.Önce St.Paul kuyusuna gittik.Burası St. Paul’un yani Aziz Pavlus’un yaşadığı yermiş.Hıristiyanların inanç turizminde önemli bir noktaymış zira hıristiyanların hac noktalarından birisiymiş.Bunları ben de yeni öğrendim.Sonrasında Tarsus sokaklarında biraz dolaştık.Birkaç sokak özellikle tarihi bir dokuya sahip, evler Safranbolu evlerine benziyor.Geri kalan kısımlarda ise pek dikkate değer bir şey göremedim.Hoşuma giden bir kaç yapı.

Bu gibi sokakların arasında dolaşırken gördüm ki bazı yapıların orjinal halini bozmadan cafe yapmaya çalışmışlar, içine girip vakit geçirme fırsatım olmadı ama merak ettim.Ürgüp’te mağaraların içine konumlanmış restoranları, otelleri gördükten sonra insan gerçekten merak ediyor.

Bu fotoğrafa bakınca fotoğraf makinemde bir sıkıntı olduğunu farkettim.Sol tarafta bir siyah nokta gözüküyor.Lensi çıkarıp baktım ama bir şeyler göremedim.Nası yapsam ne yapsam bilmiyorum.Fikri olan varsa yorum yapmakta özgür:)

Sokaklarda turladıktan sonra arkadaş şelaleye gidelim dedi bizde gittik:)Sıcak havada şelalenin kenarına gelmek bile başlı başına bir rahatlamaya sebep oldu, ama bunun yanında şelalenin sesi de çok iyiydi ama yanımda tripodum olmadığı için elimi sabit tutmaya çalışarak fotoğraf çekmekte oldukça zorlandım.Zaten çektiğim fotoğraflara bakınca bunu başarabildiğim çok az fotoğraf olduğunu gördüm.Onlardan birisi altta.

Şelale gezimizden sonra da Tarsus’tan çıkıp Mersin’e doğru yol aldık.Forum Mersin’de arkadaşımızı beklerken Media Markt’da dünya kupası finalini izlemek gibi garip bir tecrübe edindik.20 kadar ekrandan takip ettim maçı, son teknoloji olanlarda TRT HD açıktı, onların karşısında ise daha eski teknolojiye sahip televizyonlar vardı ve onlar yayını TRT den alıyordu bu yüzden de yayın HD yayına göre biraz daha erken geliyordu, bunu da öğrenmiş oldum.

Sabah Mersinden çıkıp Susanoğlu’na vardık.Susanoğlu tam bir yerli turist mekanı, sabahtan akşama kadar denize gir, akşamda plajda yürü, mısır al, çekirdek al, gez, otur, tekrar gez mantığı var biraz.Eğlence mekanı çok gözümüze çarpmadı.Sakin bir yer yani.Kaldığımız pansiyondan dışarısı aşağıdaki fotoğrafta gözüküyor.

Öğlen kalkınca- sabah kalkıp denize gidenlerden olamadım hiç- balık tutmaya gittik, Susanoğlu yakınlarında bir yere, DSİ’nin pompa istasyonuydu.Üç gün boyunca üç arkadaş toplam 3 tane balık tuttuk, o balıkları da bir araya getirsek bir tane ortalama boy balık etmez, hepsi japon balığının denize ayak uydurmuş versiyonları gibiydi.Oradaki dayılara sorunca öğrendik ki tamamen yanlış yapıyormuşuz herşeyi.İlk olarak yem niyetine karides kullanmak çok faydalı bir iş değilmiş, çünkü balıklar karidesi iğneye takılmadan kenardan götürüyormuş, yine de ekmek içine nazaran daha iyi sonuç aldık o ayrı, en güzeli solucan kullanmakmış.Bunun yanında bizim iğneler de büyükmüş, o yüzden de yapamıyormuşuz, neyse dedik başka bahara, ama en güzeli arkadaşımın balık zannederek heyecanla çektiği oltanın ucundan Efes Extra çıkmasıydı.Bir de balık ağı çektik.Fotoğrafta iğnelerin ucunda gözükenler karides.Hem hiç işimize yaramadı hem de inanılmaz pis bir kokusu var.

Bu kadar.

the apostle in triumph

Opeth’in enfes şarkılarından birisinin solosunu kendi çapımda çalmaya çalıştım , berbat olduğunun farkındayım ileride daha iyi gitar çalarsam bakar gülerim diye koyuyorum bu arada bahanelerim var

1-mikrofon iyi değildi

2-anfi kötüydü

:)

the apostle in triumph

Ülken için ne yapardın?

Şehirler arası yolculuklardan birinde yanıma oturan bir matematik öğretmeni ile sohbet ettim.Tam sohbetin ortasında arka taraflarda oturan bir grup genç hararetli bir biçimde siyasetten konuşuyorlardı

”ben olsam böyle yapardım”

”ben olsam onu öyle yapmam şöyle yapardım”

gibilerinden..

bunları duyan yanımdaki öğretmen bana bir anekdot aktardı.Fransa’da bir kahvehane işletmecisine sormuşlar siz devletin başında olsaydınız neleri değiştirirsiniz diye.O da demişki

-Benim işim insanlara kahve servis etmek ve onların ihtiyaçları ile ilgilenmek , eğer ben işimi düzgün yaparsam , herkeste işini düzgün yaparsa o zaman başbakandan ya da devlet yönetiminden şikayet etmemize gerek kalmaz.

Ne kadar değerli bir laftı bu benim için.Bu lafın sonunda şu anlaşılmasın.Şu anki yönetim herşeyi süper yapıyor da tek sorumlular biziz gibi değil ama gerçekten de Türkiye’de o kadar çok işini iyi yapmayan insan var ki , o kadar çok çalan çırpan yolan insan var ki , eğer bir an için herkes kendine bir çeki düzen verebilse idi gerçekten de şu anki halimizden çok daha iyi bir yerde olabilirdik.

Atıp tutmanın yerine kendi adıma düşündüm , ülkeme nasıl katkı verebilirim diye.Daha askerliğimi yapmadım öğrenci olduğum için ama bu soruya askerliğin dışında bir yanıt aradım.Askerlikten sonrasında ne yapabilirim?Bir mühendis olarak işimi en iyi şekilde yapmak olurdu herhalde.Umarım yaparım

John F. Kennedy’nin bütün bu anlattıklarım ile ilgili çok güzel bir lafı var.İngilizce bilenler zaten görünce anlayacaktır Türkçesi ise

”Ülkenin senin için ne yapacağını sogulama , sen ülken için neler yapabilirsin bunu sorgula”

Half-life

Half-life 11 sene önce yayınlanmasına rağmen şu ana kadar oynadığım en muhteşem oyun.Ben de bu oyunun anısına oyun ile ilgili bir kaç bilgiyi sağdan soldan toparlayayım , derli toplu bir yazı oluşturayım dedim.

Bu oyun bir FPS oyunudur.Yani First Person Shooter yani internet kafe ağzı ile ”ilerlemeli”.Oyunda yönettiğimiz karakter Gordon Freeman’dır.Kendisi MIT fizik bölümünden Ph.d sini almış bir bilim insanıdır lakin olayların gelişimi kendisini bilimden ziyade silahlarla ilintili bir insan haline getirir.Gordon bir deney sırasında bir şeylerin ters gittiğini anlar başka evrenden dünyamıza geçişler olmaktadır.Bir yandan da askeri birlikler güvenlik açısından bu canavarları ve de insanları da (kurunun yanında yaş misalı) yok edip dünyayı temizlemeyi amaçlar , yani karakterimiz Gordon hem diğer dünyadan buraya gelen canavarlarla hem de askerlerle mücadele etmek zorundadır.

99 yılında çok da oyun geçmişim olmadığı için bu tür oyunlar nedir bilmiyordum.Sonradan öğrendim ki zaten half-life zamanının ötesinde bir oyundu.Bir merakla bu cdyi yüklemiştim bilgisayarıma.Bilenler bilir oyuna başladığımızda Gordon rayların alttan değil üstten geçtiği bir çeşit tren sisteminin içindedir ve bir hatun sürekli konuşur da konuşur yol bitene kadar.Meraklısı için (Ben çok merak etmiştim).

Black Mesa Transit Announcement System: Good morning, and welcome to the Black Mesa Transit System. This automated train is provided for the security and convenience of the Black Mesa Research Facility personnel. The time is eight-forty seven A.M… Current outside temperature is ninety three degrees with an estimated high of one hundred and five. The Black Mesa compound is maintained at a pleasant sixty-eight degrees at all times. This train is inbound from Level Three dormitories to Sector C Test Labs and Control Facilities. If your intended destination is a high security area beyond Sector C, you will need to return to the Central Transit hub in Area Nine and board a high security train. If you have not yet submitted your identity to the retinal clearance system, you must report to Black Mesa personel for processing before you will be permitted into the high security branch of the transit system. Due to the high toxicity of material routinely handled in the Black Mesa compound, no smoking, eating, or drinking are permitted within the Black Mesa Transit System. Please keep you limbs inside the train at all times. Do not attempt to open the doors until the train has come to a complete halt at the station platform. In the event of an emergency, passengers are to remain seated and await further instruction. If it is necessary to exit the train, disabled personnel should be evacuated first. Please, stay away from electrified rails, and proceed to an emergency station until assistance arrives. A reminder that the Black Mesa Hazard Course decathlon will commence this evening at 1900 hours in the Level Three facility. The semi-finals for high security personnel will be announced in a separate secure access transmission. Remember, more lives than your own may depend on your fitness. Do you have a friend or relative who make a valuable addition to the Black Mesa team? Immediate openings are available in the areas of “Materials Handling” and “Low Clearance Security.” Please contact Black Mesa personnel for further information. If you have an associate with a background in the areas of “Theoretical Physics,” “Biotechnology,” or other high-tech disciplines, please contact our civilian recruitment division. The Black Mesa Research Facility is an equal-opportunity employer. A reminder to all Black Mesa personnel: Regular radiation and biohazard screenings are a requirement of continued employment in the Black Mesa Research Facility. Missing a scheduled urinalisys or radiation check-up is grounds for immediate termination. If you feel you have been exposed to radioactive or other hazardous materials in the course of your duties, contact your radiation safety officer immediately. Work safe, work smart. Your future depends on it. Now arriving at Sector C Test Labs and Control Facilities. Please stand back from the automated door and wait for the security officer to verify your identity. Before exiting the train, be sure to check your area for personal belongings. Thank you, and have a very safe, and productive day.

kaynak : http://www.imdb.com/title/tt0239023/quote

(Türkçe’ye çevirmeyi isterdim ama çok uzun kim uğraşıcak)

Bu da yukarıda bahsi geçen muhabbetin videosu

Bu girişten sonra kahramanımız Gordon  , Black Mesa adı verilen araştırma merkezine ulaşır ve olaylar gelişir.Buradan sonrasını oyunu bilenler bilir bilmeyenlerde oynar diye detaylı anlatmıyayım olayı zaten ilk paragrafta biraz özetledim.Benim asıl amacım o zamanlar benim çok dikkatimi çeken veya zaten herkes tarafından bilinen bir kaç noktaya değinmek ve half-life ile ilgili derli toplu bilgilerin yer aldığı bir belge oluşturmak.

Gordon’un baş yardımcısı -LEVYE! (crowbar) :

Gordon kardeşimizin sevimli küçük canavarlara karşı en büyük ve teknolojik olmasa da en faydalı silahlarından birisidir.Bu alete karşı hep bir saygı ve sevgi duymuştum.Bununla bilimum adam öldürme , headcrab öldürme , cam kırma gibi işlemler halledilirdi.

Gordon kardeşimizin sevimli küçük canavarlara karşı en büyük ve teknolojik olmasa da en faydalı silahlarından birisidir.Bu alete karşı hep bir saygı ve sevgi duymuştum.Bununla bilimum adam öldürme , headcrab öldürme , cam kırma gibi işlemler halledilirdi.

HEV (Hazardous EnVironments) Suit: Bu kıyafet Gordon Freeman’i her türlü tehlikeden koruyan ve karizmasına karizma katan bir koruyucudur.http://half-life.wikia.com/wiki/HEV_Suit adresinde yazan verilere göre içerisinde geiger sayacı , morfin uygulayıcı (bu sayede Gordon her türlü belaya göğüs gerebiliyormuş) , built-in flash lambası , alıştırma sahasında kullanmayı öğrendiğimiz uzun atlama eklentisi , radyo , ve yaşamsal değerlerini gösteren bir ekranı olan kostümdür kendisi.

Bu köstüm sayesinde Gordon bir düzine mermiden bile etkilenmeden kurtulabilmekte yanında patlayan bombadan büyük hasarla ama ölmeden çıkmayı umabilmektedir.

Snark : Küçük ufak ve kocaman yeşil gözleri olan bu sevimli arkadaşı Gordon silah olarak kullanırdı.Bu yaratıklar kendi aralarında gayet uysal olmakla beraber kendilerinden başka bir canlı gördüklerinde çok tehlikeli olabiliyorlar bu yüzden bunları rakibe attıktan sonra ortamdan uzaklaşmak lazım gelirdi çünkü kaçmazsanız sahip mahip dinlemez sizi de yerlerdi namuzsuzlar , çok sinirlendim.(videoda Gordon yaratığı salmadan önce hayvanın ”sahip beni bi salda seni bi ısırıyım” modunda olduğu da görülsün istedim.

Gordon Freeman oyunda ilerken aklından geçenleri duyabiliyor olsaydık neler olurdu?Birileri düşünmüş ve şu muhteşem olaya imza atmışlar.Freeman’s mind

Burada yukarıda hazır bulunan tren sahnesini Gordon’un düşündükleri ile izleyebilirsiniz , güleceğinizi tahmin ediyorum

Bütün oyunu bitirdiyseniz bir de bu şekilde devam edin buradaki videodan başka 27 tane daha var yani bütün oyunu Freeman’ın düşünceleri ile beraber izleyebilirsiniz.

Valve şirketi bu oyunu iyi ki yapmış , oyunun zamanında diğerlerinden çok daha farklı olduğunu o zaman o yaşta bile anlayabilmiştim , oynarken vaktin nasıl geçtiğini anlamazdım , yalnız oynamaktan korktuğum halde başından kalkmadan bulmacaları çözmeye çalışırdım , sağdan soldan üzerime atlayan headcrableri görünce bir taraftan çığlık atıp bir taraftan da leyve ile onlara dalardım.Çok zevkliydi saol be Valve:)

Son olarak iki tane bonus var

1-Gordon Freeman – Hulki Cevizoğlu – Hugh Laurie benzer üçgeni

birinci görüntü  http://farm1.static.flickr.com/54/182652492_1e452edbe7.jpg

ikinci görüntü http://www.itusozluk.com/img.php/de944545027a4f08ab06a54d8522836830808/gordon+freeman

üçüncü görüntü http://natewinchester.files.wordpress.com/2010/01/gordon.jpeg

adreslerinden alındı ve tarafımdan itina ile bir araya getirildi.

2-Half-life piyasaya çıkmadan önceki beta versiyonu

Romanya’ya doğru

Daha önce Erasmus öğrenci değişim programına başvurduğumu ve okul tarafından anlamsız bir biçimde son sınıfların erasmus’a gönderilmeyeceğini yazmıştım.Bu karara bir kaç arkadaş beraberce itiraz ettik ve dilekçelerimizi yolladık , okulda bunu değerlendirmiş ve bizim haklı olduğumuzu yani erasmus’la yurtdışına gidebileceğimizi kararlaştırmış.Bahtıma Romanya çıktı.Kısmetse ağustosta başlamak üzere eğitimime bir dönemliğine Romanya’da devam edeceğim.

İşe başladım

Ders programımda çok boşluk vardı , hocama bana bir iş bulabilir mi acaba diye bir ricada bulundum , o da buldu sağ olsun.Şu sıralar spiral kaynaklı boru üreten bir fabrikada yarı zamanla mühendis olarak çalışıyorum.Var mı daha iyisi?:)

Şu zamana kadar hep ”öğrencilik hata yapma yeri , öğrenciyken ne kadar hata yapabiliyorsanız yapın” demişlerdi ben de çok ciddiye almamıştım.Çok doğru bir lafmış.İki buçuk haftadır çalışıyorum ve de şimdiden birçok konuda eksik olduğumu fark ettim bile.Çalışmak lazım

Erasmus'a başvurdum

Eğitimimin bir dönemini İsveç’te geçirmek için Erasmus öğrenci değişim programına başvurdum bu sabah, online olarak.Belgeyi elden teslim ettiğimde başvuru onaylanmış olacak.Eğer yeterli koşulları sağlıyorsam ingilizce sınavına girmeye hak kazanacağım.Bakalım neler olacak?

Düzenleme: 4.sınıfları göndermiyorlarmış bunu biraz geç öğrendim

Düzenleme2:4.sınıfları neden göndermiyorlar acaba diye itiraz edip dilekçe yazdık kabul ettiler.(Bkz:Romanya’ya doğru)

Uykusuzluk

Yaşamım garip bir döngüye girdi.bir buçuk iki sene boyunca bir türlü sabah kalkıp gece yatamayan bir insan olma yolunda ilerliyordum.Neden sabahları uyanamıyorum, neden akşam uyuyamıyorum diye kendime dert edip duruyordum.Geçen sene doktora göründüm ve bana uyumama yardımcı olsun cedrina diye bir anti-depresan tavsiye etti.(ÖNEMLİ NOT:Uykusuzluk çeken insanlar,bu sorunun çözümü için doktora gitsinler burada yazan ilaç ismini, veya başka yöntemleri denemeyiniz.)Ağır bir ilaç olduğunu ve bu yüzden yarısını içmemi tavsiye etti.

Cedrina kullanmaya başladım ama bu ilaç çok da fayda etmedi.Sabahları kalktıktan sonra bir gariplik oluyordu üzerimde, bu yüzden bu ilacı kullanmayı bıraktım, daha sonrasında uyku düzenimin sabah erken kalkmaya çalışarak düzelmeyeceğinin farkına vardım, bari uyku düzenimi iyice bozayım da süreç eski haline dönsün dedim.Belli bir süre başarılı oldu ama sonrasında tekrardan düzenim bozulmaya başladı.Neden bilemiyorum ama sabahları uyanmakta çok zorluk çeken bir insan oldum.Sonrasında tıp fakültesinde okuyan bir arkadaşım Passiflora diye bir ilaç olduğunu ve tamamen bitkisel olduğunu söyledi.Yatmadan önce aldığımda uykuya dalmama yardımcısı oluyormuş.Bende aldım ilacı ve kullanmaya başladım.İlk gün uykuya nasıl daldığımı bile hatırlamadım.İkinci gün ise ilaç bir işe yaramadı çünkü ilk günün sabahında zaten çok geç kalkmıştım yani ilacın fayda etmemesi doğaldı.

Problemi çözemiyorsam bari ortada olan durumu problem olarak görmekten vazgeçeyim dedim.Şu an da akşama doğru kalkıp sabah yatan bir insanım, ama bunu dert etmiyorum, derslerim bitti sınavlar kaldı sadece.Demem odur ki:Bazen sorunu ortadan kaldırmak için sorunu sorun olarak görmemek lazımmış.

New York

2008 yılının eylül ayında New York’ta beş günlük bir seyahat yapmıştım.Virginia eyaletinde üç ay boyunca vasıfsız işçi olarak bir eğlence parkında kasiyerlik yaptıktan sonra bu tatili hak ettiğimi düşünüyordum, çok da fazla plan yapmadan (sadece kalacak yer için rezervasyon) yola çıktım, ondan sonrasını fotoğraflarla beraber destekleyerek sizlerle paylaşmaya karar verdim.

La guardia’ya iniş yaptıktan sonra hemen bir taksiye atlayıp konaklayacağım yer olan Hostelling International New York’a gittim, valizleri attıktan sonra ilk iş D40′ımı yanıma alarak sokağa fırlamak oldu.Akşama doğru Times Square’e gitmeye karar verdik ve bunu yürüyerek yapalım dedik arkadaşlarla biraz uzun sürdü ama değdi.Times Square’den bir kaç kare

o gün Times Square etrafında dolanarak , hep filmlerde görülen yerlerin gerçekliğini fark ederek geçti , böyle aval aval baktık etrafa ”anaa ne güzel lan” gibi tepkiler verdik sonra da hostele geri döndük.

Photo (209)

Ertesi gün hostelin etrafını gezmek istedim biraz , gezilecek yerler arasında Harlem bölgesi ve Columbia Universitesi vardı.Yine bir grup arkadaş çıktık hostelden.Biraz yürüdükten sonra Harlem bölgesine geldik.Harlem bize anlatılanlar gibi çok tehlikeli gezilmiyecek bir değildi bizde keyfini çıkardık.Zaten oldukça sakin bir bölge.

Photo (45)

Harlem’de bulunan bir heykeldi bu da.Mutlaka bir şeyler ifade ediyordur ama ne için orada olduğunu bilmiyorum belki bilen birileri yorum olarak ekler.

Photo (52)

Harlem gezimiz esnasında Amerika’da ilk kez mescit gördüm.Hemen gidip inceledik, ve öğrendik ki oralarda bizim abdest diye bildiğimiz kelimeyi onlar wudu olarak kullanıyor.Garip geldi kulağa

Harlem’de fazla da yapacak bir şey bulamadım açıkçası dolaştık etrafa baktık yürüdük bu kadar.Sonra yolumuzu Columbia Universitesine çevirdik o da harlem bölgesine ve bizim hostele yakın sayılır bir mesafedeydi çok vakit kaybetmeden vardık üniversiteye.Dünya çapında ünlü bir okul Columbia.New York’un en eski yüksek öğretim kurumu ve Dünya’da da sıralamalarda hep ilk on da olan bir okul.Okulu gezerken bir yandan hayranlıkla etrafı izledim bir yandan da keşke buralarda ben de okuyabilsem dedim.

Columbia Universitesi

Sağ tarafta işine gücüne yetişen bir hoca (galiba!) yanında da terlikle ”İşte burada benim okulum” diyen bir dümbük.(terlik forever).Columbia’yı gezerken farkettim ki okulun kampüsü çok hoş bir tasarıma sahip.Şehir içinde olduğu için çok çok büyük değil bu yüzden binalar arası iletişim nispeten rahat ve tam bir üniversite havası alıyorsunuz gezerken.Columbia’yı da gezdikten sonra hostele döndük.

Ertesi gün ve ondan sonraki gün New York’ta en çok yapmak istediğim şeyi yapma fırsatını buldum.ilk başta Rockefeller Center’ın çatı katından New York’u fotoğrafladım, sonra da akşam üzeri Empire State building’den!!O gün içinde bu iki bina dışında New York’un Harlem gibi kısımlarına nazaran daha kalabalık bölgeleri olan Fifth avenue , wall street gibi yerleri gezdim.Bütün bu yerleri terlik ile gezdiğim için akşam eve geldiğimde ayağımda yara olduğunu farketmiştim.Şimdi olayı sırayla anlatmaya başlıyım.

Photo (218)

Önce hostelden çıktım sonra Rockefeller Center’a doğru yola koyuldum,

Bilirsiniz 14 eylül’de Lehman Brothers şirketi kriz kurbanı olarak batmıştı.İşte ben o bankanın 11 Eylül günü fotoğrafını çekip, lan ne güzel düşünmüşler duruma göre binanın dış cephesi değişiyor demiştim.Nazarım mı değdi acaba?

Photo (223)

Lehman Brothers’dan sonra Rockefeller Center’a geldim.Bu binanın zemininde New York’taki bir çok gösterinin düzenlendiği meşhur Radio City music hall var.İlk bir kaç katta ise NBC stüdyoları var, gerçi beni ilgilendiren yeri binanın çatısı idi.Hayallerimde olan bir şeydi New York’u fotoğraflamak ve bunu da başardım.İşte size Rockefeller’ın üzerinden bir kaç fotoğraf

Photo (236)

Photo (315)

Daha sonra Brooklyn ve Manhattan köprülerini fotoğraflamaya gittim.Yol üzerinde Birleşmiş milletler binası ve karşısında Turkish Center vardı.

Photo (374)

Birleşmiş milletleri de geçtikten sonra en sonunda Brooklyn köprüsü ile Manhattan köprüsünün yakınına gelebildim.Belki de şu ana kadar fotoğrafladığım en güzel kare diyebilirim sıradaki fotoğraf için.Evet çok seviyorum!

Photo (404)

Buradan da ekonominin kalbinin attığı Wall Street’e geçtim.

Photo (538)

Wall Street’i gezdikten sonra ise sırada Empire State binası var.Zamanında dünyanın en yüksek binası ünvanını elinde bulunduran bina şimdilerde terör saldırılarına açık hedef oluşu yüzünden baya değer kaybeden ofislere sahipmiş, duyduğumda çok şaşırmıştım.Binanın tepesine çıktığımız asansör vardığı noktaya bizim evin asansörü ile aşağı yukarı aynı sürede varıyor.Çok garip bir his saniyeler içinde yaklaşık 370 m çıkmak:)Empire State’in çatı katında bizi karşılayan görevli dede de çok iyi bir insandı.Bize Atatürk ile ilgili sorular sordu ve bizle muhabbet etti.Dünyanın diğer ucunda Atamın isminin biliniyor oluşu beni bir hayli mutlu etti valla.Neyse sizlere Empire State’in çatı katından New York fotoğraflarını gösteriyorum şimdi.

Photo (670)

Photo (707)

İkiz kuleler

Photo (677)

Ve de son olarak Flatiron binasının fotoğrafı ile fotoromanıma son veriyorum

Photo (170)

How to succeed in life?

I created a stop motion video about how to succeed in life.I hope you’ll enjoy

Stop motion tekniği kullanarak bir video oluşturdum.Hayatta nasıl başarılı olursun?.Umarım hoşunuza gider

Chancellor

Jules Verne hayranlığına kapılıp gitmiştim Dünyadan Aya adlı romandan sonra.Verne’nin bir başka romanını, Chancellor’u okudum şimdi de.Romanda bir ingiliz gemisinin açık denizde yaşadığı maceralar yolcuların birinin (J.R. Kazallon) günlüğünden anlatılıyor.

Kaptanın seyir defteri gibi Kazallon’da gemide nelerin olup bittiğini sıklıkla defterine not alan bir yolcu.Yolculuğa 32 kişi ile başlayan gemiden sonunda 11 kişi sağ kurtuluyor.Yolda bir çok badireler atlatılıyor.Aynı zamanda da yolcuların farklı karakterlerinin bu acımasız doğa koşullarında bir biri ile nasıl ters düştüğünü de görüyoruz.

En çok kitabın son kısımlarından hoşlandım, uzun süredir bir kitabı bitirebilmek için bu kadar acele etmemiştim.Açık denizde ölüm kalım savaşı kısaca.Bu tür maceralar ilginizi çekiyorsa hemen alın derim.

Babaannemin kedileri

Bu fotoğrafı memlekette babaannemlerde çekmiştim en beğendiğim fotoğrafım budur.Burada da durmasını istiyordum ama fotoğrafın dosyanı kaybetmiştim meğer Fotokritik’ten embed edilebiliyormuş, ben de yaptım.

Debriyaj Teorisi

Malum sınavlar yaklaşıyor, ders çalışmak lazım.Hani olur ya bir türlü çalışamazsın, bin bir türlü bahaneler uydurursun, normalde yapmayacağın şeyler yaparsın, işte öyle anları deneyimlerken bu iş böyle olmaz dedim.Dersin başına oturup hocanın çözdüğü sorulara baktım biraz, tam anlamamış olsam da, daha çok çalışmam gerekse de bir fikir sahibi oldum.Sonra da birinin bana bir yerde söylediği bir şey aklıma geldi.(Hatırlayamadım kim olduğunu).Eğer çözmeye çalıştığın problem zor bir konu ile ilgili ise ilk başta başarılı olamayacağını bilerek o işe başla demişti birisi, ne kadar doğru demiş.Dersin üzerinde emek harcamadan, soru falan çözmeden nasıl anlar ki insan dersi?

Kendime öğüt:hayatta karşıma çıkan fırsatlardan kolay olanı seçmek kolaydır.Zor olanın üzerine gitmek ise daha kolaydır, bunu yap Taner.Çünkü neden?Bu sorunun cevabını yukarıda anlattım ama şimdi fiyakalı bir isimle yeniden özetleyeceğim.

Debriyaj Teorisi

Debriyaj bildiğiniz üzere motor ile vites kutusu arasındaki irtibatı kesen alet ya da sistemdir.Manuel vitesli araçlarda arabayı kaldırmak için debriyaja basarken önce hafif gaz verilir sonra kavrama noktasına geldiğinizde ayağınızı debriyajdan çekersiniz ki bu da arabanın hareket etmesi için yeterlidir, tabi aynı anda gaza basmaya devam etmeniz lazım.İşte başarmayı ben bu şekilde özetliyorum.

İlk başta, hiç bir sonuç elde etmesek bile biraz gayret göstermek lazım.Kavrama noktasına gelene kadar belli bir süre geçecektir, çünkü kimse bir konu üzerinde hemen başarılı olamaz.(Bkz Malcolm Gladwell ve 10 bin saat kuralı)Kavrama noktasına geldiğiniz de ise artık yavaş yavaş sonuç almaya başlarsınız, emeklerinizin karşılığını görmeye ve mutlu olmaya başlarsınız.Tam bu anlarda çalışmaktan vazgeçerseniz aynı arabanın stop etmesi gibi tekrar başarısızlığa düşmeniz muhtemel.Efor sarf etmeye devam ettiğinizde ise artık arabanın ilerlemesi gibi sizde başarmak istediğiniz şeyi başaracaksınız.Araba kullanmayı nasıl öğrendiyseniz o şekilde, deneyerek hatalar yaparak.

The Mars Volta

mars voltaOmar Rodriguez-López ve Cedric Bixler Zavala adlı iki müzisyenin oluşturduğu grup Meksika’lı.Progressive ve deneysel tarzda çalıyorlar.The Widow adlı şarkıları ile tanıdım onları , sonrasında amputechture ve bedlam in goliath albümlerini dinledim.Hiç sıkılmadan dinlediğim iki gruptan biri.Diğeri Opeth.

Favorilerimden

The Widow

L’Via L’Viaquez

Dünyadan Aya

s_full-moonJules Verne okumamıştım şimdiye kadar hiç , ne denizler altında yirmi bin fersah ne de bir başkası.En sonunda dünyadan aya adlı kitabı , kitapçıda beş lira gibi ucuz bir fiyata satılıyorken görünce hemen aldım.İyi ki almışım.Jules Verne kitaplarını bu zamana kadar neden okumadım diye kendime lanet okudum.Kitapta neler olup neler bitiyor kısaca özetliyeyim.

Amerika’da her türlü savaş bittikten sonra senelerce bu alanda mesai harcayan Gun Club üyeleri artık uğraşacak bir şey bulamamaktan çok şikayetçi oluyorlar , ne yapsak ne etsek diye düşünürken aralarından biri çıkageliyor ve aya gidecek bir mermi tasarlayalım diyor.İlk başta Gun Club içinde başlayan bu fikir zamanla tüm dünyaya yayılıyor ve tüm dünyadan bu iş için yardım toplanıyor, hatta Osmanlı Bankası aracılığıyla biz bile yardım etmişiz:)Daha sonrasında ise bilimsel olarak ayın fırlatmaya en müsait olduğu an hesaplanıyor ve o tarihe kadar muazzam bir düzende top dökme işlemi gerçekleşiyor.Sonunda ne olduğunu tabi ki söylemiyorum hatta top atılmadan önce Fransa’dan ortaya çıkan uçuk fikirli adamın da kim olduğunu söylemiyorum , merak eden okusun:)

Kitapta ilgimi çeken nokta , aya gitmenin ya da en azından aya bir şeyler fırlatma fikrinin, kitabın yazıldığı zamanlarda (1865) nasıl düşünülmüş olduğudur.Jules Verne kitapta o kadar bilimsel ve net hesaplar kullanıyor ki okuyunca şaşırmamak elde değil.Ben bir makine mühendisliği öğrencisi olarak, tam da kum kalıba metal dökümün nasıl olduğunu öğrendiğim anlarda kitapta da aynı şeyleri görünce çok şaşırdım.Jules Verne kendini bilim ve mühendislik konularında oldukça geliştirmiş ve günümüzde kullanılan bazı icatları da o keşfetmiş.

İthaki yayınlarının kocaman bir Jules Verne kitaplığı var, ve her bir kitap yaklaşık beş lira.Bilim kurgu seviyorsanız kaçırmayın derim

TED

ted-talks-ideas-worth-spreading Geçenlerde gördüm TED adlı siteyi.Yayılmaya değer fikirlerini anlatan insanların bir araya geldikleri bir toplulukmuş TED.(sloganları ideas worth spreading).Alanlarında çok başarılı insanlar TED konferanslarında fikirlerini anlatıyorlar.Bir kaç konuşma izledikten sonra gerçekten tutuldum bu siteye.Hayatınızı daha kaliteli yaşayabilmeniz için gerekli bir çok ipucu var konuşmalar arasında.

Videolarda Türkçe alt yazı seçeneğini görünce merak ettim acaba ben de çeviri yapabilir miyim diye.Yapabiliyormuşum.TED konuşmalarının alt yazılarını İngilizce’den Türkçe’ye çevirmek için başvuruda bulundum.Bir gün sonra başvurum kabul edildi.Geçen aylarda farkına vardığım www.ted.com adlı siteden yayınlanan videolardan hoşuma gidenleri çevirmeye başladım.Neden mi?İlk sebep çeviri yaparak videolarda anlatılanların tekrar tekrar üstünden geçmek, adeta beynime kazımak, ikinci sebebi ise yeni kelimeler öğrenmek.Çevirileri yaptıkça linkleri burada paylaşacağım.

Kişisel gelişim , teknoloji , tasarım ve eğitim konularına ilgi duyan herkes bu siteyi ziyaret edebilir.Şiddetle tavsiye ediyorum.

Richard St. John’un başarı için sekiz sırrı

Sizinle Ted konuşmaları arasından benim favorim olan Richard St. John’un başarı için sekiz sırrı’nı paylaşmak istiyorum.Kendisi başarıyı arayan bir analizci

Bir lise öğrencisi Richard St. John’a başarının sırrını soruyor , Richard John ise verecek bir cevap bulamıyor o anda , daha sonra başarının sırrını bulabilmek için 7 sene boyunca 500 ropörtaj yapılıyor ve sonuçta üç dakikaya sığan sekiz tane madde çıkıyor ortaya

Tutku sahibi olun : Yaptığınız işi sevdiğiniz için yapın , para için yapmayın , hatta yaptığınız işi o kadar sevin ki belli bir süre para almadan çalışabilin , zaten işinizi severek yaparsan para her şekilde sizi bulur

Çalışın : Hiç bir başarı kendiliğinden size gelmez , başarıyı elde edebilmek için çalışmak zorundasınız

Hakkını verin : Bir konuya odaklanın ve o konu hakkında gerçekten iyi olun işinizin hakkını verin , çok fazla pratik yapın (bkz outliers kitabı ve on bin saat kuralı) , başarı sihir gibi değildir pratik yaptıkça başarırsınız kural basittir.

Odaklanın : Kendinizi çok fazla dağıtmayın , bir noktada odaklanın

Zorlayın : Kendinizi zorlayın , fiziksel olarak da psikolojik olarak da zorlayın zorlayın zorlayın , utangaçlığınızın üzerine gidin , kendinize güvenin.Her zaman zorlamanız , bazı şeylerin üzerine gitmeniz zordur , zaten anneler de bu yüzden vardır , hep sizin arkanızda olurlar

Hizmet verin : Karşılığı olan bir hizmet verebiliyor olun

Fikirler bulun : Meraklı olun , gözlemleyin , sorular sorun , problemleri çözün , bağlantılar kurun

Asla vazgeçmeyin : Başarısızlıklara karşı dirençli olun , hemen yıkılmayın , baskıya dayanın , eleştirilmekten korkmayın

Ben videoyu elimden geldiğince çevirdim ama sizde izlemek isterseniz buradan ulaşabilirsiniz

NOT:Bu yazı Ted Talks sitesinde yer alan bir video üzerine yazılmıştır aşağıda yazdıklarım benim fikirlerim değil Richard St. John’un fikirleridir.

Cesur Yeni Dünya

Günümüz toplumunda özgür irademiz ile yaşıyoruz , tanım gereği özgürlüğümüz başkasının özgürlük alanına girmedikçe sınırsız.Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya (Brave New World) kitabında ise özgürlüklerin yöneticiler tarafından belirlendiği kadarının yaşanabildiği bir toplumdan bahsediliyor.İnsanın laboratuvar ortamında üretildiği , tek yumurtadan yüzlerce birbirinin aynısı birey oluşturmanın mümkün olduğu bir toplum.İnsanlar oluşturulmalarından itibaren çeşitli şartlandırma metodları ve hipnodemi (uykuda telkin yolu ile öğretme) ile toplumun isteklerinin dışına çıkmayacak şekilde yetiştiriliyorlar.Yaşlanma yok , hastalık yok , evlenme yok , anne baba gibi kavramların hiç biri yok.Cinsellik çok erken yaşlardan itibaren topluma dayatılıyor.Kast sistemi mevcut , beş farklı türden insan yetiştiriliyor , bütün bu sistem sayesinde de uygarlık makine gibi işliyor , hiç bir bireyin toplum düzeni ile ilgili hiç bir konuya itiraz etme isteği oluşmuyor (şartlandırmalar yüzünden).Olay 26. yüzyılda geçiyor.

Kendimi bir an romanın içine yerleştirmeyi düşündüm.26.yüzyıl’da Bokanovskileştirilmiş bir yumurtadan meydana gelmiş bir ben olsa yani benim gibi 60 , 70 tane daha ben olsa , kast sistemindeki kategorilerden beta artı olsam (5 kategoriden biri , öylesine seçtim) hayat nasıl olurdu?Bir kere hep mutlu olurdum.Tasalanmam gerekmezdi , gelecek kaygım olmazdı , kendimi geliştirmem de gerekmezdi.Canım sıkılırsa bir soma atardım belli bir süre bulutların üzerine çıkar sonra da eski mutlu yaşamıma geri dönerdim ne bir amaç ne bir hedef hiç biri yok.Bu ne be!düşünmesi bile korkunç.!!

1932 senesinde bunları düşünebilen yazara şaşırmamak , bu muhteşem hayal gücünü tebrik etmemek elde değil ama ben bugünkü düzenden (her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu farzettim) gayet memnunum , günümüzde ne kadar bazı şeyler eksik olsa da yine de distopya romanlarını okudukça halime şükrediyorum.

Yabancı dilde kelime öğrenmek

Malum İngilizce’nin önemini anlatmaya gerek yok.Dünyanın ortak dili olan İngilizce’de yeni kelimeler öğrenmek için başladığım bir uygulamayı paylaşmak istiyorum.Haftalık bir haber dergisi olan Newsweek almaya başladım.Her hafta dergi içerisinde ilgimi çeken konulardaki yazıları önce sözlük kullanmadan okumaya çalışıyorum , daha sonra bilmediğim kelimeleri işaretleyip yanlarına Türkçe karşılıklarını yazıyorum ve bir de o şekilde okuyorum.Uzun vadede İngilizce’de bir çok kelime öğrenmenin yanında dünyada olup bitenler hakkında da fikir sahibi olmaya çalışacağım , ilerleyen zamanlarda ingilizceme fayda sağlayıp sağlayamadığımı paylaşacağım buradan

Seni kimin umursamasını istiyorsun?

Üniversitede sınav sonuçlarımı ararken , iş değişikliği yüzünden odasını toplayan hocama denk geldim.Daha önce Amerika’da yüksek lisansını yapmış ve özel sektörde alanında dünya devi bir şirkette uzun bir süre çalışmış bu deneyimlerin ardından da iki sene önce Çukurova Üniversitesine gelmişti şimdi ise Sakarya Üniversitesi’ne gidiyor.Kendisini hazır gitmeden yakalamışken sohbet etmek istedim biraz , laf yüksek lisans konusundan açıldığında kendisine yüksek lisans yapma isteğimin sadece özel sektörde çalışmaya başlamadan önce daha iyi konumlarda işe başlamak için olduğunu söyledim.”Akademik kariyer düşünmüyor musun?” dedi.Türkiye’deki sistemde hocalara çok fazla değer verilmediğinden bahsettim , onca yıl eğitimden sonra Türkiye’de akademik kariyerin hem maddi hem de manevi yönden çok tatmin edici olmadığını söyledim.

”Kazandığım para yaşamım için gayet yeterli evet özel sektörde çalışsam çok daha fazla para alırım ama çok başarılı bir iş dünyası kariyeri sonunda belki sadece kendin belki de ailen için birikimlerin olacak onun dışında sen görevi bıraktığında arkanda ne bırakacaksın?’Türkiye’de hocalara değer verilmediğinden bahsediyorsun , sana kimin değer vermesini seni kimin umursamasını istiyorsun bu soru önemli , ne kadar bazı meselelere canım sıkılsa da ben derste öğrencilere bir şeyler verebildiğimi gördüğümde mutlu oluyorum , öğrencilerim beni umursuyorsa gerisi hiç önemli değil , Türkiye’de üniversitelerde nitelikli insanlara çok ihtiyaç var , bunları da göz önünde bulundur ve düşün” dedi.Düşünüyorum