Can sıkıntısı yapacak birşey olmaması ile birleşince çıkıp fotoğraf çektim.Neyi neden çektim bilmiyorum.Öylesine yaptım
|
|||||
|
Burhan Öçal 5 sene sonra Adana’da diye bir çok yerde duymuştum aslında bu konseri ama gitmeye niyetim yoktu.Son dakikada arkadaşlar gelir misin deyince gitmeye karar verdim.İşi perküsyon olan bir insan solo performans sergiler diye bekledim ama olay öyle değilmiş.Bir djle beraber sahneye geldi ve dj in çaldığı şarkıların üzerine darbukası ile eşlik etti.Ne bir türkü ne bir trakya havası hiçbir şey dinleyemedik.Belki de erken çıkıp asıl olayı kaçırdık, bilemiyorum. Gelelim işin beni asıl ilgilendiren yanına yani fotoğraf kısmına.Daha önce hiç konser fotoğrafı çekmedim.Çok zor olabileceğini tahmin etmek güç değil.Flaş kullanmadan net bir görüntü elde etmek zor.Bunun yanında konserin bir sahne yerine bir otelin barında olması da fotoğraf için hiç güzel bir fırsat olmadı benim için.M modunda S 20 F4.2 değerleri ile (her fotoğrafta öyle mi bilmiyorum şimdi yalan olmasın) ortaya çıkan fotoğraflar aşağıda. Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünün olduğu yerden 5 dakika yürürseniz şöyle bir manzara ile karşılaşırsınız.
2008 yılının başlarında çekmiştim bu fotoğrafı.Daha Nikon D40′ı almamıştım.Kodak marka kompakt bir makine ile çektim bu fotoğrafı, ve kaybettiğimi zannediyordum sadece fotokritik hesabımda vardı ama bilgisayarımda yoktu.Meğerse makinenin içindeki kartta kalmış. Söyleyecek bir şey aradım, olayı tamamlasın diye ama bulamadım, fotoğrafı böylece koyuyorum. Erzincan’ın Kemah ilçesi benim memleketim.Bugün de orada bir çok fotoğraf çektim.Bunlardan 3 tane panorama yapıp paylaşmaya karar verdim. İlk Panorama Acemoğlu Boğazını gösteriyor.Burasının bir hikayesi var ama benim bir şeyleri anlatmak konusunda çok da kuvvetli olmayan kabiliyetim yüzünden, zaten olayı oldukça güzel anlatan bir yazıyı buraya koymaya karar verdim.Yazı Eski Kemah Kaymakamı Yılmaz Kurt‘un Bir Bıldırcın Misali adlı kitabından alıntıdır.
İşte yukarıda lafı geçen Acemoğlu Boğazı Bu yazıyı okumaya devam etmek için tıklayınız:: Erzincan | Kemah Panorama Fotoğrafları Cumartesi sabahı Adana’dan Erzincan’a Ankara aktarmalı bir uçuş yaptım.Sabah 5′te o sabahın gecesinde yaptığım halı saha maçı sonucunda sakatlanmış bileğimle taksiye atlayıp Adana havaalanına geldim.Adana Ankara uçağınının önüne geçip fotoğraf çektim hemen. Bugün dönem tatilim başlıyor, bugün sıkıntılı ve kocaman bir dönemi geride bıraktım.O kadar çok fotoğraf çekmek istiyorum ki anlatamam.Anlatabilir miyim acaba? Esenboğa Havalimanındayım etrafıma bakıyorum, bir şeyler yakalamaya çalışıyorum sonra kendimi görüyorum.Fotoğraf çekmek isteyen bir ben var orada:) Bu nasıl bir başlık demeyin şimdi bana.İşin aslı şu; arkadaşlarla mangala gidelim dedik ve gitmişken makinamı götürmemek olmazdı, bir de akşam olunca haliyle tripodu da götürmek gerekti, ben de öyle yaptım.Çok spontane gelişen bir durumdu bu benim için.Tam hava kararmak üzereyken oraya vardık.İsterdim ki gün batımında da biraz fotoğraf çekebileyim ama olmadı.Artık bunlarla idare etmek zorundasınız.
Bugün fotoğraf makinemin içerisindeki lekeleri temizletmek üzere dörtyoldaki fotoğraf markete gittim.leke köşede kaldığı için temizleyemediler ayrıca çok basit bi leke bu sadece gökyüzü fotoğraflarında falan belli olur dediler bunun için temizlik yapmaya gerek yok dediler.bende tamam dedim, neyse işte dönüşte sabancı camiye gidip fotoğraf çekeyim dedim.İşte size bir kaç fotoğraf. Bu yazıyı okumaya devam etmek için tıklayınız:: Sabancı Cami Merhaba Ev arkadaşım, fotoğraf çekmekten hoşlandığımı bildiği için beni yamaç paraşütü etkinliğine davet etmişti, ben de seve seve kabul ettim ve sabah erkenden Adana Kabasakal’da bulunan tepeye gittik.Adana havacılık ve doğa sporları derneğinin düzenlediği bir etkinlikti, protokol oldukça genişti, Türkiye’nin bir çok yerinden gelen çok sayıda sporcu vardı.Ben de aldım makinamı elime fotoğraflamaya başladım:) Bu yazıyı okumaya devam etmek için tıklayınız:: Yamaç Paraşütü Festivali İki üç gün önce döndüm bir haftalık tatilimden.Tarsus üzerinden Susanoğlu’na geçtik arkadaşlarla orada bir hafta kaldım.Tatilde neler yaptığımı not düşmek istiyorum buraya Dediğim gibi önce Tarsus’a gittik.Arkadaşım evine birkaç eşya bırakacaktı ama biraz Tarsus’u gezdireyim size dedi bizde gezdik.Önce St.Paul kuyusuna gittik.Burası St. Paul’un yani Aziz Pavlus’un yaşadığı yermiş.Hıristiyanların inanç turizminde önemli bir noktaymış zira hıristiyanların hac noktalarından birisiymiş.Bunları ben de yeni öğrendim. 2008 yılının eylül ayında New York’ta beş günlük bir seyahat yapmıştım.Virginia eyaletinde üç ay boyunca vasıfsız işçi olarak bir eğlence parkında kasiyerlik yaptıktan sonra bu tatili hak ettiğimi düşünüyordum, çok da fazla plan yapmadan (sadece kalacak yer için rezervasyon) yola çıktım, ondan sonrasını fotoğraflarla beraber destekleyerek sizlerle paylaşmaya karar verdim. La guardia’ya iniş yaptıktan sonra hemen bir taksiye atlayıp konaklayacağım yer olan Hostelling International New York’a gittim, valizleri attıktan sonra ilk iş D40′ımı yanıma alarak sokağa fırlamak oldu.Akşama doğru Times Square’e gitmeye karar verdik ve bunu yürüyerek yapalım dedik arkadaşlarla biraz uzun sürdü ama değdi.Times Square’den bir kaç kare o gün Times Square etrafında dolanarak , hep filmlerde görülen yerlerin gerçekliğini fark ederek geçti , böyle aval aval baktık etrafa ”anaa ne güzel lan” gibi tepkiler verdik sonra da hostele geri döndük.
Malum sınavlar yaklaşıyor, ders çalışmak lazım.Hani olur ya bir türlü çalışamazsın, bin bir türlü bahaneler uydurursun, normalde yapmayacağın şeyler yaparsın, işte öyle anları deneyimlerken bu iş böyle olmaz dedim.Dersin başına oturup hocanın çözdüğü sorulara baktım biraz, tam anlamamış olsam da, daha çok çalışmam gerekse de bir fikir sahibi oldum.Sonra da birinin bana bir yerde söylediği bir şey aklıma geldi.(Hatırlayamadım kim olduğunu).Eğer çözmeye çalıştığın problem zor bir konu ile ilgili ise ilk başta başarılı olamayacağını bilerek o işe başla demişti birisi, ne kadar doğru demiş.Dersin üzerinde emek harcamadan, soru falan çözmeden nasıl anlar ki insan dersi? Kendime öğüt:hayatta karşıma çıkan fırsatlardan kolay olanı seçmek kolaydır.Zor olanın üzerine gitmek ise daha kolaydır, bunu yap Taner.Çünkü neden?Bu sorunun cevabını yukarıda anlattım ama şimdi fiyakalı bir isimle yeniden özetleyeceğim. Debriyaj Teorisi Debriyaj bildiğiniz üzere motor ile vites kutusu arasındaki irtibatı kesen alet ya da sistemdir.Manuel vitesli araçlarda arabayı kaldırmak için debriyaja basarken önce hafif gaz verilir sonra kavrama noktasına geldiğinizde ayağınızı debriyajdan çekersiniz ki bu da arabanın hareket etmesi için yeterlidir, tabi aynı anda gaza basmaya devam etmeniz lazım.İşte başarmayı ben bu şekilde özetliyorum. İlk başta, hiç bir sonuç elde etmesek bile biraz gayret göstermek lazım.Kavrama noktasına gelene kadar belli bir süre geçecektir, çünkü kimse bir konu üzerinde hemen başarılı olamaz.(Bkz Malcolm Gladwell ve 10 bin saat kuralı)Kavrama noktasına geldiğiniz de ise artık yavaş yavaş sonuç almaya başlarsınız, emeklerinizin karşılığını görmeye ve mutlu olmaya başlarsınız.Tam bu anlarda çalışmaktan vazgeçerseniz aynı arabanın stop etmesi gibi tekrar başarısızlığa düşmeniz muhtemel.Efor sarf etmeye devam ettiğinizde ise artık arabanın ilerlemesi gibi sizde başarmak istediğiniz şeyi başaracaksınız.Araba kullanmayı nasıl öğrendiyseniz o şekilde, deneyerek hatalar yaparak.
Favorilerimden The Widow L’Via L’Viaquez
Amerika’da her türlü savaş bittikten sonra senelerce bu alanda mesai harcayan Gun Club üyeleri artık uğraşacak bir şey bulamamaktan çok şikayetçi oluyorlar , ne yapsak ne etsek diye düşünürken aralarından biri çıkageliyor ve aya gidecek bir mermi tasarlayalım diyor.İlk başta Gun Club içinde başlayan bu fikir zamanla tüm dünyaya yayılıyor ve tüm dünyadan bu iş için yardım toplanıyor, hatta Osmanlı Bankası aracılığıyla biz bile yardım etmişiz:)Daha sonrasında ise bilimsel olarak ayın fırlatmaya en müsait olduğu an hesaplanıyor ve o tarihe kadar muazzam bir düzende top dökme işlemi gerçekleşiyor.Sonunda ne olduğunu tabi ki söylemiyorum hatta top atılmadan önce Fransa’dan ortaya çıkan uçuk fikirli adamın da kim olduğunu söylemiyorum , merak eden okusun:) Kitapta ilgimi çeken nokta , aya gitmenin ya da en azından aya bir şeyler fırlatma fikrinin, kitabın yazıldığı zamanlarda (1865) nasıl düşünülmüş olduğudur.Jules Verne kitapta o kadar bilimsel ve net hesaplar kullanıyor ki okuyunca şaşırmamak elde değil.Ben bir makine mühendisliği öğrencisi olarak, tam da kum kalıba metal dökümün nasıl olduğunu öğrendiğim anlarda kitapta da aynı şeyleri görünce çok şaşırdım.Jules Verne kendini bilim ve mühendislik konularında oldukça geliştirmiş ve günümüzde kullanılan bazı icatları da o keşfetmiş. İthaki yayınlarının kocaman bir Jules Verne kitaplığı var, ve her bir kitap yaklaşık beş lira.Bilim kurgu seviyorsanız kaçırmayın derim
Videolarda Türkçe alt yazı seçeneğini görünce merak ettim acaba ben de çeviri yapabilir miyim diye.Yapabiliyormuşum.TED konuşmalarının alt yazılarını İngilizce’den Türkçe’ye çevirmek için başvuruda bulundum.Bir gün sonra başvurum kabul edildi.Geçen aylarda farkına vardığım www.ted.com adlı siteden yayınlanan videolardan hoşuma gidenleri çevirmeye başladım.Neden mi?İlk sebep çeviri yaparak videolarda anlatılanların tekrar tekrar üstünden geçmek, adeta beynime kazımak, ikinci sebebi ise yeni kelimeler öğrenmek.Çevirileri yaptıkça linkleri burada paylaşacağım. Kişisel gelişim , teknoloji , tasarım ve eğitim konularına ilgi duyan herkes bu siteyi ziyaret edebilir.Şiddetle tavsiye ediyorum. Sizinle Ted konuşmaları arasından benim favorim olan Richard St. John’un başarı için sekiz sırrı’nı paylaşmak istiyorum.Kendisi başarıyı arayan bir analizci Bir lise öğrencisi Richard St. John’a başarının sırrını soruyor , Richard John ise verecek bir cevap bulamıyor o anda , daha sonra başarının sırrını bulabilmek için 7 sene boyunca 500 ropörtaj yapılıyor ve sonuçta üç dakikaya sığan sekiz tane madde çıkıyor ortaya Tutku sahibi olun : Yaptığınız işi sevdiğiniz için yapın , para için yapmayın , hatta yaptığınız işi o kadar sevin ki belli bir süre para almadan çalışabilin , zaten işinizi severek yaparsan para her şekilde sizi bulur Çalışın : Hiç bir başarı kendiliğinden size gelmez , başarıyı elde edebilmek için çalışmak zorundasınız Hakkını verin : Bir konuya odaklanın ve o konu hakkında gerçekten iyi olun işinizin hakkını verin , çok fazla pratik yapın (bkz outliers kitabı ve on bin saat kuralı) , başarı sihir gibi değildir pratik yaptıkça başarırsınız kural basittir. Odaklanın : Kendinizi çok fazla dağıtmayın , bir noktada odaklanın Zorlayın : Kendinizi zorlayın , fiziksel olarak da psikolojik olarak da zorlayın zorlayın zorlayın , utangaçlığınızın üzerine gidin , kendinize güvenin.Her zaman zorlamanız , bazı şeylerin üzerine gitmeniz zordur , zaten anneler de bu yüzden vardır , hep sizin arkanızda olurlar Hizmet verin : Karşılığı olan bir hizmet verebiliyor olun Fikirler bulun : Meraklı olun , gözlemleyin , sorular sorun , problemleri çözün , bağlantılar kurun Asla vazgeçmeyin : Başarısızlıklara karşı dirençli olun , hemen yıkılmayın , baskıya dayanın , eleştirilmekten korkmayın Ben videoyu elimden geldiğince çevirdim ama sizde izlemek isterseniz buradan ulaşabilirsiniz NOT:Bu yazı Ted Talks sitesinde yer alan bir video üzerine yazılmıştır aşağıda yazdıklarım benim fikirlerim değil Richard St. John’un fikirleridir. Günümüz toplumunda özgür irademiz ile yaşıyoruz , tanım gereği özgürlüğümüz başkasının özgürlük alanına girmedikçe sınırsız.Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya (Brave New World) kitabında ise özgürlüklerin yöneticiler tarafından belirlendiği kadarının yaşanabildiği bir toplumdan bahsediliyor.İnsanın laboratuvar ortamında üretildiği , tek yumurtadan yüzlerce birbirinin aynısı birey oluşturmanın mümkün olduğu bir toplum.İnsanlar oluşturulmalarından itibaren çeşitli şartlandırma metodları ve hipnodemi (uykuda telkin yolu ile öğretme) ile toplumun isteklerinin dışına çıkmayacak şekilde yetiştiriliyorlar.Yaşlanma yok , hastalık yok , evlenme yok , anne baba gibi kavramların hiç biri yok.Cinsellik çok erken yaşlardan itibaren topluma dayatılıyor.Kast sistemi mevcut , beş farklı türden insan yetiştiriliyor , bütün bu sistem sayesinde de uygarlık makine gibi işliyor , hiç bir bireyin toplum düzeni ile ilgili hiç bir konuya itiraz etme isteği oluşmuyor (şartlandırmalar yüzünden).Olay 26. yüzyılda geçiyor. Kendimi bir an romanın içine yerleştirmeyi düşündüm.26.yüzyıl’da Bokanovskileştirilmiş bir yumurtadan meydana gelmiş bir ben olsa yani benim gibi 60 , 70 tane daha ben olsa , kast sistemindeki kategorilerden beta artı olsam (5 kategoriden biri , öylesine seçtim) hayat nasıl olurdu?Bir kere hep mutlu olurdum.Tasalanmam gerekmezdi , gelecek kaygım olmazdı , kendimi geliştirmem de gerekmezdi.Canım sıkılırsa bir soma atardım belli bir süre bulutların üzerine çıkar sonra da eski mutlu yaşamıma geri dönerdim ne bir amaç ne bir hedef hiç biri yok.Bu ne be!düşünmesi bile korkunç.!! 1932 senesinde bunları düşünebilen yazara şaşırmamak , bu muhteşem hayal gücünü tebrik etmemek elde değil ama ben bugünkü düzenden (her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu farzettim) gayet memnunum , günümüzde ne kadar bazı şeyler eksik olsa da yine de distopya romanlarını okudukça halime şükrediyorum. Malum İngilizce’nin önemini anlatmaya gerek yok.Dünyanın ortak dili olan İngilizce’de yeni kelimeler öğrenmek için başladığım bir uygulamayı paylaşmak istiyorum.Haftalık bir haber dergisi olan Newsweek almaya başladım.Her hafta dergi içerisinde ilgimi çeken konulardaki yazıları önce sözlük kullanmadan okumaya çalışıyorum , daha sonra bilmediğim kelimeleri işaretleyip yanlarına Türkçe karşılıklarını yazıyorum ve bir de o şekilde okuyorum.Uzun vadede İngilizce’de bir çok kelime öğrenmenin yanında dünyada olup bitenler hakkında da fikir sahibi olmaya çalışacağım , ilerleyen zamanlarda ingilizceme fayda sağlayıp sağlayamadığımı paylaşacağım buradan |
|||||
|
Copyright © 2012 Taner Tarlakazan - All Rights Reserved |
|||||