Günümüz toplumunda özgür irademiz ile yaşıyoruz , tanım gereği özgürlüğümüz başkasının özgürlük alanına girmedikçe sınırsız.Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya (Brave New World) kitabında ise özgürlüklerin yöneticiler tarafından belirlendiği kadarının yaşanabildiği bir toplumdan bahsediliyor.İnsanın laboratuvar ortamında üretildiği , tek yumurtadan yüzlerce birbirinin aynısı birey oluşturmanın mümkün olduğu bir toplum.İnsanlar oluşturulmalarından itibaren çeşitli şartlandırma metodları ve hipnodemi (uykuda telkin yolu ile öğretme) ile toplumun isteklerinin dışına çıkmayacak şekilde yetiştiriliyorlar.Yaşlanma yok , hastalık yok , evlenme yok , anne baba gibi kavramların hiç biri yok.Cinsellik çok erken yaşlardan itibaren topluma dayatılıyor.Kast sistemi mevcut , beş farklı türden insan yetiştiriliyor , bütün bu sistem sayesinde de uygarlık makine gibi işliyor , hiç bir bireyin toplum düzeni ile ilgili hiç bir konuya itiraz etme isteği oluşmuyor (şartlandırmalar yüzünden).Olay 26. yüzyılda geçiyor.
Kendimi bir an romanın içine yerleştirmeyi düşündüm.26.yüzyıl’da Bokanovskileştirilmiş bir yumurtadan meydana gelmiş bir ben olsa yani benim gibi 60 , 70 tane daha ben olsa , kast sistemindeki kategorilerden beta artı olsam (5 kategoriden biri , öylesine seçtim) hayat nasıl olurdu?Bir kere hep mutlu olurdum.Tasalanmam gerekmezdi , gelecek kaygım olmazdı , kendimi geliştirmem de gerekmezdi.Canım sıkılırsa bir soma atardım belli bir süre bulutların üzerine çıkar sonra da eski mutlu yaşamıma geri dönerdim ne bir amaç ne bir hedef hiç biri yok.Bu ne be!düşünmesi bile korkunç.!!
1932 senesinde bunları düşünebilen yazara şaşırmamak , bu muhteşem hayal gücünü tebrik etmemek elde değil ama ben bugünkü düzenden (her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu farzettim) gayet memnunum , günümüzde ne kadar bazı şeyler eksik olsa da yine de distopya romanlarını okudukça halime şükrediyorum.